DARBELERE DEĞİL, DEVRİMLERE SARILMALIYIZ!

Tarihler boyunca toplumlar; yaşadıkları sürece daha iyi şartlarda hayatlarını idame ettirmeleri için yeni alışkanlıklar ve eğilimler peşinde koşmuşlar ve koşmaya da devam etmektedirler. Bazen, demokrasi ve hak hukuk arayışı adına, bazen de siyasi çekişmelerden kaynaklı toplumsal kargaşayı fırsata dönüştürmek isteyen güçler; halkın iradesine rağmen, demokrasiyi kesintiye uğratmak isterler.

Aslında, darbe süreçleri incelendiğinde çok karmaşık yapılanmalardan söz edilebilir.

Yakın tarihimizde şahit olduğumuz darbeleri incelendiğinde, çok farklı sonuçları olduğunu görürüz.

15 Temmuz 2016 kalkışmasına bakıldığında; demokratik seçimle iş başına gelen bir siyasi partinin yanına yamanarak; devlet içine sızmış bir cemaatin, emperyalist ortakları ile ülkeyi ele geçirmek isteğinden söz edebiliriz. Burada, o dönem ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyan siyasi parti; kendilerine ait hata payının büyüklüğünü, birinci ağızdan: “Allah bizi affetsin” diyerek, itiraf etmiştir.

Yine 12 Eylül 1980 darbesine, genç bir lise öğrenci iken yakalandım. Ülkeyi parçalamak ve bölmek için yine dış mihraklar devredeydi. 15 Temmuz’dan farkı ise; Türk gençliği üzerinde oynanan kanlı bir oyunun sergilenmesi… Önce, gençlerimiz, sağ ve sol ideolojilerle etrafında kutuplaştırıldı. Akabinde bu süreç; sokakların, eğitim ve öğretim mekânlarının, il ve ilçelerin; semtlerin kurtarılmış bölgeler olarak paylaşılmasına kadar ilerledi.

Dönemin siyasi çekişmeleri, siyasetin çözümsüzlüğünün gençler üzerinde oluşturduğu endişe neticesinde, kutuplaşmaların sokağa yansıması ile başlayan kavga ve silahlı çatışmalarda, kardeşkanının aktığına şahit olduk.

12 Eylül sabahı uyandığımızda; askerin, ülke yönetimine geçici süreliğine el koyduğunu, aynı binada ikamet eden komşumuz astsubaydan öğrendik. Hiç bir darbe girişimi tasvip edilemez. Sonuçları açısından incelendiğinde, en büyük darbenin aslında; ülke demokrasisine, ekonomisine ve siyasetine vurulduğunu görürüz.

Sağ ve Sol diye, gençleri zehirleyen ideolojilerin günümüzde ne kadar anlamsızlaştığını, kendi Cumhuriyet ideallerini ve devrimlerini bir tarafa bırakıp; başka ideolojilerin peşinden koşmanın bir hevesten ileri gitmediğini gördük. “Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yerin kürkçü dükkanı” misali.. Gençliğin; Atatürk’ün, akıl ve bilim idealleri doğrultusunda ortaya koyduğu devrimlerine kafa yorması ve bu milli duruşa sıkı sıkıya sarılması; toplumu yeni maceralardan koruyacaktır.

Darbelerin; yıkıcı ve bölücülüğü yanında, devrimlerde ise; bütünleştirici ve halk yararı mevcuttur.

Devrimlerin mantığı; köhnemiş, aksayan ve değişmeye yüz tutmuş gelenek halini almış olguların; toplumsal menfaat gözetilerek; köklü değişimle yenilenmesidir.

Zulmün ve insani değerlerin dip yaptığı bir dönemde; insan hayatına köklü dokunan peygamberimizin, en büyük devrimci olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak: Halka rağmen ve onun iradesini, elindeki silahlı güçle sekteye uğratacak her türlü girişim, sonuçları açısından ülkenin bağrına saplanmış bir hançerdir.

Günün sözü: “Devrimler, bilgi ve bilimle izah edilebilirken; darbeler ise, halkın iradesi dışında; silaha ve güce dayandığından izahı mümkün değildir.”

Sevgi ile kalın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Bıçakcı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Gölcüksporlu İsmail Yüksek'in bonservisi ne kadar olmalı?