Bugün örselenen, üzerinde durulmayan bir kavram bu: Liyakat!

Türk Dil Kurumu’nun verdiği anlama göre layık olma, yaraşma, yeterlilik gibi anlamlara gelen liyakat, hayatın olmazsa olmaz bir yapı taşı.

Herkesin anlayacağı şekilde ele alırsak liyakati şöyle açıklayabiliriz. Marangozun kereste ile terzinin kumaş ile doktorun hasta ile uğraşmasıdır. Siz okurlarımızın “Bu meslek sahiplerinin bunlarla uğraşmasında ne var? Meslekleri gereği marangoz kereste ile terzi kumaş ile uğraşır.” dediğinizi duyar gibiyim.

Ama işin realitesi çok da öyle değil. Bunu şu sebeple söylüyorum. Geçenlerde okuduğum bir haberde Türkiye’de çalışan insanların pek çoğu, eğitimini aldığı alanda çalışmadığı yazıyordu. Bu haber karşımızdaki karamsar tabloyu gözler önüne seriyordu.

Bunu biraz daha açayım. Mühendislik Fakültesi mezunu bir kişi, mezun olduktan sonra mühendislik değil de öğretmenlik yaparsa yahut siyaset bilimi mezunu bir genç topluma din anlatmaya kalkarsa alanı dışına çıkıyor, aslında eğitimi olmadığı bir alanda toplumu yönlendirmeye çalışıyor demektir.

Yani liyakati olmadığı halde o alanda kalem oynatmak fayda şöyle dursun, topluma zararlı bir ürün ortaya koymak anlamına gelmektedir.

Burada serdettiğimiz örneği her alana tatbik etmek ve dahi tatbik ettiğimiz alan ile mütalaa etmek mümkündür. Siyasetten ekonomiye, felsefeden sosyolojiye kadar topluma söz söyleyenlerin, etki bırakanların başarısı, liyakatleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Dahası, bugün toplumun eğitim anlayışı da ne yazık ki liyakat temelli değildir. Herkese aynı kaftanı biçerek tüm öğrencilere giydirmeye çalışmak -şişman-zayıf ayrımı yapmadan- “Biz bunu giymenizi istiyoruz.” Tarzında bir eğitime tabi tutmak makul bir anlayış değildir. Böyle bir yaklaşımda liyakat arkaya atılmış ve muhatapların becerilerine sırt dönülmüş demektir.

İşin başı eğitim ise liyakat temelli bir eğitim anlayışı bizdeki beklentiyi karşılayacaktır. Kuşa yüzmeyi öğretmeye çalışmak, balığa uçmayı öğretmeye çalışmak ne kadar mantık dışı ise beceri ve kabiliyetleri birbirinden farklı olan gençleri tekdüze bir anlayışla eğitime tabi tutmak o kadar mantıksızdır.

Hasılı Kuş yüzemez, Balık uçamaz. Bunlar fıtratları göz ardı edilerek bir eğitime tabi tutulamaz. Yapabilecekleri göz önünde tutularak liyakatleri öncelenir ve bu şekilde eğitilirler.

Bugün, insanımıza herkesin doktor, mühendis ya da öğretmen olmasının mümkün olamayacağını, insanların farklı fıtratlarda olduğunu anlatmalıyız. Anlatalım ki çocuklarının sahip olduğu kabiliyet alanını küçükken keşfetsinler ve o kabiliyet doğrultusunda bir eğitime tabi tutsunlar.

Aksi olursa uçmaya çalışan balık, yüzmeye çalışan kuş görmeye devam edeceğiz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ersin Er - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gölcük Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gölcük Gündem değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gölcük'te seçimi hangi parti kazanır?
Tüm anketler