Son Dakika Haberleri

“YÜREĞİ KAYIP” İNSAN

İnsan yüreğini kaybederse gayesini kaybeder, acı duymaz.

Yüreğ’in hacmi küçüktür ama dünyayı içinde taşıyacak kadar büyüktür.

Yeterki taşıyıcı ne istediğini bilsin.

Ancak yürek ölürse taşlaşır kendini bile taşıyamaz.

Mehmed Akif’in dediği gibi:

Ölü yürek sinede yük olur. Bu sefer onu dünya taşıyamaz.

Nitekim Taşlaşan Yürekleri artık dünya taşıyamıyor. Halbuki taş taş iken göksünden nice pınarlar fışkırtır. Nice canlar hayat bulur. En büyük tehlike insanın yüreğini kaybetmesidir. Yüreğini kaybeden insanın artık kaybedecek neyi kaldı.?

İnsanlığın büyük ölçüde kaybedilmeğe yüz tuttuğu, vicdanların sağduyu üretemediği ve sözlerin kifayesiz kaldığı, duyguların kaybolduğu, modern dönem olarak tabir edilen kalabalık dünyanın sakinleri bizler hayatların hiçe sayıldığı kendi varlığının değerini anlayamadığı bir sürecin varlığına şahit oluyoruz.

Her gün medyada bir can özelde “kadın” istismar ediliyor. Malesef insanlık dışı cinayetler işleniyor. Kan akıyor, göz yaşları yüreklere damlıyor. Şiddet, günümüzde coğrafya, din, dil, ırk ve sosyal statü tanımaksızın bütün insanlığı tehdit eden bir boyutta yaşanmaktadır.

Ne yazık ki bu tehdidi en ağır biçimde yaşayan masum kadınlar ve çocuklar olmaktadır. Sosyal medyadan öğrendiğimiz ülkemizde kadın kardeşlerimizin %40’ı fiziksel, %43’ü duygusal (dünya genelini bir düşünün) şiddete maruz kalmaktadır. Hemen her gün zalim ve gaddar zihniyetler; İnsan ve iman çoğrafyasında kurban verdiğimiz masum canlar, yüreklerimizi yakmaktadır.

Peygamberimizin yeryüzünü teşriflerinin öncesi olan cahiliye dönemini olabildiğince eleştiriyoruz. Bilhassa ıssız çölün kumlarına gömülen kız çocuklarının sessiz çığlıklarına asırlar ötesinden ses verip, sık sık bu vahşeti lanetliyoruz. Lakin cahiliyenin, sadece bir çağa değil, bir zihniyete ve yaşam tarzına işaret ettiğini unutuyoruz. İnsanlığa ayıp ediyoruz. Bugün insanlığımıza genç kızlarımıza ve kadın kardeşlerimize yönelik her türlü şiddet ve zulmün aynı zihniyetin ürünü olduğu gerçeğini göz ardı ediyoruz.

Kur’anı kerimde Yüce Allah:“İyilik ve takva hususunda yardımlaşın. Günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok çetindir.”1 buyuruyor.

Peygamberimizde şöyle buyurmaktadır: “Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kişidir.”2 Bizim inancımızda ve örfümüzde dara düşenin yardımına koşmak vardır, dara düşürmek değil. “Aman” dileyene “eman” vermek vardır, dokunulmazlığına dokunmak değil. Topumsal mirasımızda, “Helali olmayana yan gözle dahi bakılmaz” ve “Kadına el kalkmaz”diyen bir geleneğin mensuplarıyız. Ancak ne hazindir ki bugün, ötekileştirilen ve şiddete reva görülen canlar, zulme, vahşete tanıklık etmenin ızdırabını ve buna engel olamamanın vicdan azabını yaşamaktayız.

Nice canların “İnsanlık ailesi” özelde kadının iffet ve onurunu çiğnemeye, yaşamına kastetmeye pervasızca cüret edenlerin, insanlıktan nasipsizliğini ibretle şahit olmaktayız.

Güce sahip, lakin güç ahlakından mahrum olanların, sevgi, saygı ve merhametten yoksun olanların, sınır tanımaz gaddarlıklarının nice hayatlara mâl olduğuna yer gök ve örselenen yürekler şahittir.

Ateş düştüğü yeri yakar! daha sonra dağılır başkalarınıda yakar. Söndürmezsen önce elini daha sonra yüreğini yakar. Belki bu yangınını söndürmeye gücümüz yetmez. Ama “ateşin düşmemesi için bize düşen bir cevap vardır? ”Fert, aile, toplum ve kurumlar olarak her birimiz kendimize yöneltmeliyiz. Bu konudaki sorumluluklarımızın muhasebesini ciddi bir şekilde yapmalıyız.

Her türlü istismar, taciz ve tecavüzün, insanı aşağılamanın, hırpalamanın ve hatta incitmenin ne büyük bir günah olduğunu unutmamalıyız. Kerim kitabımızda“..Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır...3Hangi gerekçeyle olursa olsun bir cana kıymanın bütün insanlığı öldürmek anlamına geleceğini hatırdan çıkarmamalıyız. İşte bu sebeple her birimiz şiddet ile mücadelede üzerimize düşeni yapmalıyız. Merhameti, şefkati, erdemi, fazileti kendimize şiar edinmeliyiz.

Ömrünü cahiliye düzeni ve anlayışını değiştirmeye adayan Peyğamberimiz hayatı boyunca kadını, çocuğu, yaşlıyı dahası hiçbir insanı incitecek, onurunu zedeleyecek söz, tutum ve davranış sergilememiştir. Hac ibadetiyle ilgili bir takım hatalar yapan ve bu durumda ne yapması gerektiğini kendisine danışan bir sahâbîye Sevgili Peygamberimizin verdiği cevap tüm ümmetine bir insanlık dersi niteliğindedir: “Bu hataların bir önemi yok. Yeter ki bir kimse, bir başkasının ırzına, haysiyet ve iffetine saldırmamış olsun. Kim bunu yaparsa günah işlemiş ve helak olmuştur.”4

Kerim Kitabımızın tohumlarını ektiği, Efendimizin gerçekleştirdiği merhamet eksenli ahlaki dönüşüm ve zihniyet yenilenmesine bugün daha fazla ihtiyacımız olduğunda şüphe yoktur.

Olup biten, yıkıp döken, yakıp yok eden bir şiddetin elbette cezasını vermek olmalı. Ancak şiddeti var eden zihin kalıplarını değiştirmedikçe, değer ve vicdan eğitimine ağırlık vermedikçe, merhamet örneklerini her geçen gün çoğaltmadıkça şiddetin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Kalplere Allah sevgisi rabbimin sevgisini kaybederim korkusu, vicdanlara “kul hakkı” duygusu hakim olmadıkça, ahiret inancı ve hesap bilinci hayata yön vermedikçe sadece idari, hukuki ve sosyal tedbirler bu vahşetin önünü almaya yetmeyecektir.

Peyğamberimizin: “Her müslümanın bir başka müslümana kanı, malı, ırzı haramdır.”5 uyarısı gereği genelde insanın,can güvenliği ve onuru dokunulmazdır.İnsana yöneltilen her şiddet sadece bizim vicdanımızı kanatmakta, aynı zamanda melekût alemini de sarsmaktadır.

Gönül insanı Mevlananın şu sözünü hatırlarsak;

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.

Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

En fecî gaflet, kişinin ölü bir kalbe sahip olmasına rağmen bunun ıztırâbını duymamasıdır. Vehb bin Münebbih’in şu sözü çok manidardır:

insanlar ne kadar da tuhaf!

Bedeni ölenlere ağlıyorlar da gönlü ölenlere ağlamıyorlar.

Oysa asıl felâket, gönlün ölmesidir!”

Yüreğinizde sevgi ve merhamet olsun ve dolsun..

29.01.2019

1 Mâide, 5/2.

2 Tirmizî, İman, 12.

3 Mâide, 5/32.

4 Ebû Dâvûd, Menâsik, 87.

5 Müslim, Birr ve Sıla, 32.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gençağa Eren - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (533) 945 43 00
Reklam bilgi