NEZAKETSİZLİK, SADELİK, ÖLÇÜLÜLÜK, ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK ÜZERİNE!

İnsanların bilgili olmaları veya olmamaları, entelektüel olmaları ya da olmamaları, en avukat, en doktor, en mühendis, en yazar, en şair, en siyasetçi, en başkan vb. olup olmamaları, beni çok fazla ilgilendirmiyor. Zira kendime yetecek kadar aklım var, kullanıyorum; okuma yazmam var, okuyorum; kalemim var yazıyorum; işimi, mesleğimi iyi yapmaya çalıştım, çalışıyorum; yani entelektüel işlerimi ve mesleki faaliyetlerimi kendi başıma yürütüyorum. Demem şu ki, hemen hiç bir konuda ve hiç kimseye ihtiyacım, eyvallahım, borcum, ödeyecek bir diyetim olmadığı gibi, hiç kimseden bir talebim ve beklentim de yok. Yani tamda Tevfik Fikret’in dediği gibi: ‘Kimseden yardım ummam, dilenmem kol kanat/Kendi boşluğumda, kendi göklerimde kendim uçarım/Eğilmek, tutsaklık boyunduruktan daha da ağırdır boynuma/Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir ademim’ Onun için, beni, insanların onunla bununla ne yaptıkları, ne yapmadıkları, paraları, pulları, malları, mülkleri hiç mi hiç ilgilendirmiyor, ama nazik ve zarif olmaları, vefalı olmaları, samimi ve sahici olmaları, duygulu, dürüst olmaları, güvenilir olmaları ilgilendiriyor.

Başkalarından bizi sevmelerini elbette isteyemeyiz ve hatta bekleyemeyiz. Ama herkesten, her zaman ve her koşulda nezaket bekleme, bize karşı saygılı olmalarını isteme hakkına sahibiz. Zira sosyal düzen kuralları arasında yer alan, yaşamı, yaşamımızı daha kaliteli, daha rafine hale getirme işlevi gören; görgü/nezaket kuralları, birlikte yaşamanın asgari gereklerinden, gereksinimlerinden birisidir.

‘Nezaket’ diyor Cenap Şahabettin, ‘ister iskarpin giysin, ister çarık, bastığı yeri kirletmez.’ Giderek nezaketten, zarafetten, incelikten, duygudan uzaklaşan, kabalaşan, vefa gibi, dürüstlük gibi, güvenilir olmak gibi temel insani özellikleri önemsemeyen, bastığı yeri kirleten insanların sayısının arttığı bir toplumda yaşadığımı görmenin üzüntüsünü duyduğum, bunların eksikliğini her geçen gün daha fazla hissettiğim için Cenap Şahabettin’in yukarıdaki özlü sözünü kullandım.

Orhan Ölmez’in sevilen ‘Nezaket’ isimli şarkısındaki bir kısım sözleri ödünç alarak devam ediyorum; ‘Beni kendime kırdırma /  Gel aklımı bulandırma / Asaletim hazinemdir gel el aleme güldürme / … / Dizüstüne çökmüşken gel nezaketi incitme / Nezaketimi zayıflık  sanma / … / Suskun olduğuma aldanma / Diz üstünde durduğumuz içindir / Sebebim ol ayağa kaldırma / … / Beni kendime küstürme  / …’

Nezaketsiz insanlarla muhatap olduğumuzda, suskunluğumuzu/nezaketimizi zayıflık sanan insanlarla karşılaştığımızda,  sadece bunu yapanlara karşı bir kırıklık yaşamayız, neden bunlara muhatap oldum, neden bu duruma düştüm diye kendimize de kızarız, kırılırız, sitem ederiz ve hatta küseriz.

İnsanları eğitmek, değiştirmek, düzeltmek, hele hele hasta insanları tedavi etmek elimizde olmadığı gibi, bu görevimiz de değildir. Ama kendimizi düzeltmek, değiştirmek, nezaketsiz insanlarla karşılaşmamak, muhatap olmamak için, ilişkilerimizi, çevremizdeki insanları gözden geçirmek ve buna göre yaşam alanımızı yeniden yapılandırmak elimizdedir ve en önde gelen ödevimizdir. Onun için zaman zaman çevre ve ilişki temizliği yapmak, bize yük olan, enerjimizi, zamanımızı, keyfimizi, neşemizi elimizden alan insanları, kendilerinden bir şeyler öğrenmemiz mümkün olmayan, ilişkilerinde içten olmayan, vefalı olmayan, güvenilir olmayan insanları ve bu arada elbette nezaketsiz insanları hayatımızdan çıkarmak gerekir.

Sadece bunları değil, eski günlerden kalan kimi zaman unuttuğumuz, hatırlamak istemediğimiz, onun için alıp bir kenara koyduğumuz, bizi kıran, inciten anılarımızı, bu anıların öznelerini de, ‘bunlar atık maddelerdir’ deyip zihnimizden atmamız gerekir

Bu anıları, bu anıların yaralarını ve öznelerini unuttuğumuz, zihnimizden attığımız zaman, bunların üzerinde ot biter. Ve bu durum bizim için son derece yararlı ve sağaltıcı olur. Ot bitmesinden dolayı hiç endişe duymamak gerekir, zira bu otları yiyecek çok sayıda eşek vardır etrafımızda. Onun için Avusturyalı psikolog/aile terapisti Paul Watzlawick’in, okuyanına göre güldürücü veya ağlatıcı olan ‘Mutsuzluk Oyunu’ isimli kitabında, bu eşeklerle ilgili olarak şöyle der; ‘Öyle eşekler ki, çok iyi boy atmış otları yalayıp yutuyorlar.’

Hemen her şeyin para, iktidar, sosyal statü elde etmek etrafında döndüğü, bunların elde edilmesi için her yolun mubah sayıldığı bir çağda ve ne yazık ki böyle bir toplumda yaşıyoruz. Bunlar elbette bu çağın, sadece bizim yaşadığımız toplumun virüsleri değil, geçmiş çağlarda da vardı bu virüsler, başka toplumlarda da var bunlar. Günümüzde yeni olan şey, bu virüsün çok daha fazla sayıda insana bulaşmış olmasıdır.

Bir slogan, içi boş bir slogan, arkasına pek çok insanı takarak almış başını gidiyor: ‘İmaj her şeydir.’ O kadar çok şeydir ki, gerçeğin yerini almış. İdeolojinin yerine imajoloji ikame edilmiş. Murathan Mungan’ın bir sohbetinde ifade ettiği gibi, ‘imaj adı altında ortalıkta çok fazla yalan dolaşıyor. Yabancı dil bilen, güzel evleri, arabaları olan, kendileri de güzel olan, şık giyinen iş kadınları, genç, güçlü, başarılı iş adamları var. Herkes aklına geleni fikir diye söylüyor.’ Öyle ki, televizyon kanallarında dolaşan, bize hemen her konuda akıl fikir veren çağdaş sofistler var. Mizahın yerine sululuğu koymuş ‘saldırgan tavırlı, iğneleyici, alay edici bir dolu talkshowcu var. Dinamik, enerji dolu, bakımlı, güzel, heteroseksüel, güçlü, seni çiğner geçerim bakışlı top modellerle simgelenen yeni kadın tipleri, yeni erkek tipleri var.’

Sadece bunlar mı, böyle kadınlar, erkekler mi var etrafımızda? Hayır! Başkaları da var. Sağcı olsun, solcu olsun, inançlı ya da inançsız olsun, o partili, bu partili, şu partili olsun, orada, burada, yazılı ve görsel basında, twitterda, facebookda, instagramda nefret diliyle konuşan, yazan ve hatta nefret suçu işleyen bir dolu arızalı insan var. Onun için ben, tanıdığım ya da tanımadığım çevremdeki iyi insanları, düzgün insanları kendime örnek alıyor, kötü örneklerden ise kendi payıma dersler çıkarıyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahsen Coşar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Bir çivide sen çak!