İmam hatiplilere sahip çıktı

Büyük Birlik Partisi Gölcük İlçe Başkanı Şahin Akpınar düzenlediği basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Büyük Birlik Partisi Gölcük İlçe Başkanı Şahin Akpınar düzenlediği basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Akpınar İmam Hatip mezunlarına hakaret eden Erol Mütercimler hakkında da sert konuştu. Doğu Akdeniz konusunda da açıklamalarda bulunan Akpınar''Ege'nin sularının kışın daha soğuk olduğunu hatırlatmak isterim'' şeklinde konuştu.
İmam Hatiplilere hakaret eden Erol Mütercimer’e sert tepki gösteren Akpınar , “İnsanda yok ise 'Edep' neylesin medrese, mektep!” dedi.

''İMAM HATİPLİLER BU ÜLKENİN TEMEL TAŞLARINDANDIR''

Akpınar, “Bir Televizyon Programında güya sözde bilim adamı, üniversiteli hoca bütün İmam Hatip Mezunlarına ağır hakaretlerde ve çirkin iftiralarda bulundu. Bunlar, maalesef ilim adamı görüntülü kör cahillerden başkası değildir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yüce dinimizin hurafelerden ve din istismarından ve istismarcılarından kurtarmak amacıyla dinin doğru bir şekilde öğretilmesi için din adamları, İmam Hatipliler, Kuran Kursu öğreticileri, vaizler yetiştirmek adına kurulmuş olan İmam Hatiplerin tümüne karşı büyük bir edepsizlik ve saygısızlık yaparak çirkin ve ağır iftiralarda bulunmuştur. Öncelikle bilim adamı kılıklı kör cahili kınıyor ve şiddetle ayıplıyorum. Kendisini bütün İmam Hatiplilerden özür dilemeye ve af dilemeye davet ediyorum. İmam Hatipliler bu ülkenin temel taşlarındandır.” Diye konuştu.

''DİN ADAMI KİSVELİ SAPIKLAR GÜÇ ODAKLARI TARAFINDAN KULLANILIYOR''

Kadın ve çocuklara yönelik şiddet konusunda da açıklamalarda bulunan Akpınar , “ Her gün, ülkemizin farklı bölgelerinde meydana gelen vakalar, kamu vicdanını önemli ölçüde rahatsız ediyor. Daha önce de dile getirdik. Bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, , Sağlık Bakanlığı, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve üniversitelerimizin içinde bulunduğu bir komisyon kurulmalı, çalışmalarını yapmalı, bu çalışmaların ışığında, tedbirler ve cezalar tekrar düzenlenmelidir. “Kadına yönelik şiddet”le ilgili, İstanbul Sözleşmesi’nin çare olduğunu iddia edenlere, tekrar, birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum: İstanbul sözleşmesi imzalanmıştır ve herhangi bir probleme çözüm olmamıştır. Bunun yanında, İstanbul Sözleşmesi’nin “kadına şiddeti önleme örtüsü altında, birtakım sapkınlıkları hukuki zemin kazandırmaya çalışan bir metin” olduğu konusundaki kanaatimizde ısrarlıyız ve bizim dışımızda zaten çok sayıda katılımcı ülkenin de bu endişeyle imzalarını çektiklerini daha önce gözlemledik. Bu konuyla ilgili olarak, birkaç cümleyle, geçen hafta ülke gündemini meşgul eden bir hadiseye değinmek istiyorum. Meşhur kıssadır: Bir gün yaralı bir kuş, Hz. Süleyman’a giderek, bir dervişin kanadını kırdığını söyleyerek şikayetçi olur. Hz. Süleyman dervişi çağırır ve ne olduğunu sorar. Derviş, kuşu avlamak istediğini, yaklaştığını ama kuşun kaçmadığını, son anda hamle edince kaçtığını, o esnada kuşun kanadının kırıldığını söyler. Hz. Süleyman kuşa niye kaçmadığını sorunca, kuş şu cevabı verir: “- Avcı kıyafeti giyseydi kaçardım. Ben onu derviş kıyafetinin içinde gördüğüm için kaçmadım. Dervişten bana zarar gelmez, Allah’tan korkar sandım.” Hz. Süleyman kısas uygulanması ve dervişin kolunun kırılmasını isteyince kuş itiraz eder: “- Kolu iyileşince yine aynısını yapacaktır. Üzerindeki derviş kıyafetini çıkarın, kimseyi aldatamasın.” Dönem dönem, din adamı kılığındaki sapıkların, sahtekarların, hainlerin işledikleri suçlarla sebep olduğu skandallarla karşı karşıya kalıyoruz. Din adamı maskesiyle işlenen adi suçların yanında, yakın tarihten İslam’ın ilk dönemlerine, bu tiplerin bazı güç odakları tarafından, çeşitli maksatlarla kullanıldıklarının, önümüzde sayısız örneği mevcut. Hepimiz hatırlarız, 28 Şubat’ın ilk aşaması, sahte din adamlarının oynatıldığı senaryolarla, bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla başlatılmıştı. Bu ilk de değil muhtemelen son da olmayacak.. Asr-ı Saadet’te de vardı, yarın da olacak. Aslolan, masumlara zarar verenlerin, onları istismar edenlerin üzerlerindeki derviş elbiselerini çıkarmak, çıkarabilmektir. Bu hususta devlete, devletin güvenlik ve adalet kurumlarına, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza ve tüm Müslümanlara önemli görevler ve sorumluluklar düştüğüne inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

''TEŞHİSİ DOĞRU KOYMAK ZORUNDAYIZ''

Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşananlarla ilgili açıklama yapan Akpınar , “Bugün yaşananların, 1800’lü yılların sonrasında Ortadoğu’da yaşananlardan, maksat ve yöntem olarak hiçbir farkı yoktur. Emperyalizm, fetihler döneminde ordularıyla, sömürgecilik çağında misyonerlerle ve kiliseyle girdiği yerlere bugün şirketleriyle giriyor. Global şirketler, girdikleri az gelişmiş ülkelerin kaynaklarını ülkelerine taşıyorlar. O ülkelerin orduları, yağmaladıkları coğrafyalarda, vergileriyle sistemlerini ayakta tutan şirketlerin menfaatlerinin bekçiliğini yapıyorlar. Aynı ülkelerin istihbarat örgütleri, yağmaladıkları bölgelerde, küresel emperyalizmin menfaatlerini koruyacak yönetimler oluşturuyorlar. Dünyanın bir ucunda, bir azınlığın çılgınca lükslerini karşılamak için, dünyanın diğer tarafında milyonlarca insan ölüyor. Osmanlı, kendi topraklarındaki kaynakları değerlendirebilecek güce sahip olsa, bunları değerlendirmek için Batı’ya ihtiyaç duymasaydı, muhtemelen parçalanmayacaktı. O topraklarda, petrolü, ancak imtiyazlı ailelere refah sağlayabilen küçük bir pay dışında, Batı’ya teslim edecek yönetimler kuruldu. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Doğu Akdeniz’de, kendi egemenlik alanındaki kaynakları değerlendirebilecek gücü olmasa, küçük bir pay alıp kaynaklarını Batı’lı şirketlere teslim edecek olsa, bugün yaşananların hiçbiri yaşanmayacak, bugün konuştuklarımızın hiçbiri gündemimizde olmayacaktı. Teşhisi doğru koymak zorundayız: Küresel emperyalizmin Ege ve Doğu Akdeniz’le ilgili en büyük problemi, Türkiye’nin kaynaklarını, batılı devletlerin vesayeti olmadan değerlendirme gücüne sahip olmasıdır. Bu tablo içinde, Yunanistan’ın, küresel emperyalizmin figüranı olmasının dışında bir fonksiyonu da önemi de yoktur. Bu durum bizim açımızdan da Batı açısından da farklı değildir. Hiçbir zaman farklı olmadı, hiçbir zaman da olmayacak. Yunanistan Hükümeti’ne, kendi konumlarını doğru teşhis etmelerini, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, Anadolu’yu işgal etmeye çalışan hükümetin başına ne geldiğini hatırlamalarını tavsiye ediyorum. Bununla birlikte, yaşanan hengame içerisinde, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Mısır’ın ve Rusya’nın Yunanistan’a destek olma işgüzarlıkları, Türkiye’nin asla unutmaması gereken tarihi gerçekler olarak hafızalarımızda daima taze kalmalıdır.”

''GÜVENLİK GÜÇLERİMİZİ TEBRİK EDİYORUM''

İçişleri Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği operasyonlara değinen Akpınar , “Daha önce de ifade etmiştim: Bu dönemde, İçişleri Bakanlığı’mızı dikkatle takip ediyor ve özellikle terörle mücadele konusundaki başarılarıyla büyük ve önemli hizmetlere imza attığını düşünüyorum. Bu kapsamda dün başlayan ve devam eden “Yıldırım 10 Norduz Operasyonu”nda İçişleri Bakanlığı’mıza ve güvenlik güçlerimize muvaffakiyetler diliyor, güvenlik kuvvetlerimizin her ferdine, kalplerimizin ve dualarımızın onlarla olduğunu aracılığınızla iletmek istiyorum. Ayrıca, 11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay Reyhanlı’da meydana gelen ve 53 vatandaşımızın hayatını kaybettiği saldırının faillerinden Ercan Bayat’ın yakalandığını öğrendik. Bu başarılarından dolayı güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum.” Dedi.

''EGE'NİN SULARININ SOĞUK OLDUĞUNU HATIRLATMAK İSTERİM''

İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu ile ilgili açıklama yapan Akpınar , “Takvimlerde, 9 Eylül 1922 tarihi “İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu” olarak yer alır. Bugün İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü. Türk Milleti bu tarihe farklı bir anlam yükler: 9 Eylül 1922’de, ay yıldızlı al bayrağımızın İzmir’de göndere çekilmesiyle, sadece İzmir’in işgali değil Kurtuluş Savaşı’mız da fiilen sona erdi. O gün, sadece İzmir’de değil, tüm vatan topraklarındaki son düşman çizmesi, yurdumuzdan çıkartılmış oldu. Bu tarihten, herkesin çıkartması gereken önemli dersler var: Gazi Mustafa Kemal Atatürk, o günün şartlarını, “Gençliğe Hitabe” olarak adlandırdığımız, Nutuk’un son bölümünde şöyle anlatır:
“İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bu cümlelerde ifade edilen şartların tümünü yaşadık. Milletimiz yaşadı. Gerek var mı bilmiyorum ama hatırlatalım: Ordumuz, silahımız, erzakımız, mühimmatımız, askerimiz, paramız yoktu. Yalnızdık, tek başımızaydık ve hepsini yendik... Şimdi buradan çıkartılması gereken dersin son cümlesini söylüyorum: Türk Milleti, Atatürk'ün cümleleriyle ifade ettiğimiz şartlarda bile yenilmedi. Herkes aklını başına alsın. Türkiye o günün Türkiye’si değil. Biz bütün problemlerimizi diploması ile çözmek istiyoruz. Biz bütün problemlerimizi hukuk zemininde çözmek istiyoruz. Biz bütün problemlerimizin, NATO ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, ilgili uluslararası kuruluşların nezaretinde, kuralları çerçevesinde, herkesin haklarına, ortak menfaatlerine ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Hiçbir endişemiz, tereddüdümüz yok, çünkü haklıyız. Bunu aslında muhataplarımız da biliyor. Sıkıntının büyük kısmı buradan kaynaklanıyor zaten. Bunun dışında, Türkiye’yle problemleri silahla çözmek ya da Türkiye’yi Savaş tehdidi ile hizaya getirmek isteyen olursa; onlara zamanlamayı iyi yapmalarını, Ege’nin sularının özellikle kış aylarında çok soğuk olduğunu hatırlatmak isterim.” dedi.

Şikayetler var

Korona dönemiyle birlikte sıkıntıya giren esnafımıza herhangi nir desteğin hala daha yapılmaması bizleri üzmüştür. İlçe halkımıza birkez daha tüm alışveriş ve tasarruflarını kendi ilçemizde değerlendirmeleri gerektiğini , esnafımızın İlçe kalkınması ve gelişmesi açısından büyük önem taşıdığının bilincinde olmaları gerektiğinin altını çizerim.
Diğer taraftan bizim sınırlarımızın tam dibindeki Başiskele bölgesinde bulunan hayat kimya fabrikasının aşırı derecede koku yaptığıyla alakalı şikayetler gelmeye başladı. Belediyemizin Başiskele belediyesiyle istişare edip fabrikaya uyarıda bulunmaları gerekiyor.
Aynı şekilde yeni sanayi bölgemizin arkasında bulunan yem fabrikasından da sanayi esnafımız fazla koku yapıyor diye şikayette bulundular bununla da ilgilenilmesi elzemdir.

10 Eyl 2020 - 15:23 - Siyaset


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gölcük Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gölcük Gündem değil haberi geçen ajanstır.

01

Orhan Doğru - Yahu kardeşim gündemin gerisinde kalıp da beyanat(!) vermenize ne diyelim...!

Erol Mütercimler gerekli özürü de, açıklamayı da, gerekçesini de yaptı.

Hayır yani bilgin olsun. ::))))))

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 10 Eylül 16:11



Anket Gölcük'te en başarılı ilçe Başkanı kim?