Coşar, Eleştiri hakkını anlattı

Önceki dönem Türkiye Barolar birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar Eleştiri hakkı ve bu hakkın Ankara Barosu tarafından kullanılmasını köşe yazısına taşıdı.

Önceki dönem Türkiye Barolar birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar Eleştiri hakkı ve bu hakkın Ankara Barosu tarafından kullanılmasını köşe yazısına taşıdı.

İşte Köşe yazarımız Vedat Ahsen Coşar'ın düşünceleri;

Düşünce ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğü ile eleştiri hakkı, demokratik her toplumda  yaşamsal değerdedir. Zira düşünce ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğü, hem yeni ve farklı düşüncelerin ortaya çık­masına olanak sağlar, hem de bireylere farklı düşünceler arasında seçim yapma ve yanı sıra kendi düşüncelerinin doğru veya yanlış olduğunu sınama olanağını verir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün vazgeçilmez bir parçası olan eleştiri hakkı, demokratik hukuk dev­letinde, yönetilen konumundaki her bireyin sahip olduğu temel bir haktır.

Esasen eleştiri, hangi mevki de olursa olsun, eleştirilen kişi veya kişilerin kişilik haklarına karşı bir saldırı olmayıp, o kişi ya da kişileri düzelmeye davet, eleştiriye açık olmak ise, düzelmeyi kabul etmektir.

O nedenle, her düzeyde kamusal yetki kullanan kişilerin, yasanın ve kamuoyunun denetimine tabi ve sivil eleştirilere açık olması gerekir.

Kaldı ki, demokratik bir sistemde, her türlü eleştiri yurttaşların temel hakkı olmakla, hiç bir kişi ve kurum eleştiri dışı değildir. Esasen yerleşik kurumların ve uygulamaların eleştirilmediği, eleştirilemediği bir toplumda, demokrasiden söz etmek mümkün olmamakla, demokratik hukuk devletinde kamusal yetki kullanan kişi ve kuruluşlar, yasanın ve kamuoyunun denetimine tabi ve sivil eleştirilere açık olmak durumunda ve en başta da siyasal iktidarlar bunun bilincinde hareket etmek zorundadırlar.

Bu genel açıklamalar çerçevesinde Ankara Barosu tarafından Diyanet İşleri Başkanı’nın 20.04.2020 tarihinde yaptığı konuşmasına yönelik olarak basın açıklamasına, bu açıklama sonrasında gösterilen tepkilere ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından Baro yönetimi hakkında soruşturma başlatılmasına gelince, bu konuda özellikle ve öncelikle şu hususu açıklamak gerekir. Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesi hükmüne göre Barolar; sadece avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamakla; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını korumakla görevli kuruluşlar olmayıp, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumakla da görevli olan kuruluşlardır.

Somut olaya konu Ankara Barosu’nun 26.04.2020 tarihli açıklaması, esas itibariyle hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumayı esas alan, bu amaçla yapılmış olmakla ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında bulunan eleştiri hakkı niteliğinde bir açıklamadır. Anılan açıklamada, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa Konseyi’nin İstanbul Sözleşmesi’nin cinsel yönelim ve cinsel kimlik temelli ayrımcılığı yasaklayan 3.maddesinin ve yine her türlü ayrımcılığa karşı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14.maddesinin referans alınmış olması da, Ankara Barosu tarafından yapılan açıklamanın, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarını savunmaya yönelik olduğunun ve eleştirel nitelikte bulunduğunun kanıtıdır.

Diğer taraftan 45 yıldır üyesi olduğum, 2 sene yönetim kurulu üyeliğini ve 6 sene başkanlığını yaptığım Ankara Barosu, kurulduğu günden bugüne kadar olan süre içinde, demokrasinin en önde gelen savunucusu, en başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere, diğer temel hak ve özgürlüklere içtenlikle bağlı olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasa’sının 2, 3 ve 5.maddelerinde düzenlenen temel ilkelerine ve niteliklerine, her zaman ve her koşulda sahip çıkan ve bu konulardaki sicili de temiz olan bir Barodur.

O nedenle, anılan bildiride Ankara Barosu’nun kutsal dinimize ve Diyanet İşleri Başkanı’nın şahsında devlete saldırdığının düşünülmesi ve bildirinin bu çerçevede değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, bu Ankara Barosu’nun hem geçmişine, hem de bugününe yönelik çok açık bir haksızlıktır. Dahası söz konusu bildiri, gerek sözü, gerekse özü itibariyle Türk Ceza Kanunu’nun 216/3.maddesi kapsamında olan dini değerleri, bu bağlamda kutsal dinimizi aşağılayan bir içerikte de değildir.

Kaldı ki, din insanın bulunduğu her yerde ve bütün zamanlarda varlığını korumuş bir kurumdur. İnsanın ruhi yapısında yaradılışı gereği var olan ‘inanma arzusunun’ toplumsal bir tezahürü ve yanı sıra hem insanın, hem de toplumun vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Dahası din, özellikle İslam Dini; güzel ahlaktır, güzel sözdür, düzgün ve dürüst insan olmaktır, yalan söylememektir, kul hakkı ve haram yememektir, merhamet etmektir, cömertliktir, hoşgörü göstermektir, mütevaziliktir, hizmet ehli olmaktır, insanları sevmektir, insanlar arasında hiçbir nedenle ve hiçbir şekilde ayrım yapmamak, hiç kimseyi hakir görmemek, ötekileştirmemektir, iyilik yapmaktır, kendisini savunma imkanı olmayan ölülere sövmemektir, vatana, millete, insanlığa  faydası dokunmuş insanları hayırla anmaktır, barıştır.

Çoğunu yakından tanıdığım Ankara Barosu’nun Başkanı ve yönetimi de, dini ve dinimizi bu şekilde tanıyan, tanımlayan, inancı olan, din ve vicdan özgürlüğünü her koşulda ve her zaman savunan  insanlardır.

Ancak burada tartışma konusu olan esas husus, kimi çevrelerce bir inanç tartışması gibi gösterilmeye çalışılsa da, aslında bir inanç meselesi, İslamiyet’e yönelik bir saygısızlık meselesi değildir. Esas mesele bir temel hak ve özgürlükler meselesi, toplumun ve laik bir devletin yönetilmesinde, temel hak ve özgürlüklerin belirlenmesinde, dinin ve inancın esas alınıp alınmayacağı meselesidir. Laik bir devlette, yani Türkiye Cumhuriyeti’nde bir Baronun, laik bir Baro’nun, Ankara Barosu’nun görevi de, hem misyonu, hem geçmişi ve hem de Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesi gereğince hukuku, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve bütün bunların güvencesi olan laikliği korumaktır.

Ne var ki, laikliğe sadakat, sadece Barolar için, Ankara Barosu için anayasal ve yasal bir yükümlülük değil, Diyanet İşleri Başkanlığı için de bir zorunluluk ve yükümlülüktür. Zira Anayasa’nın 136.maddesi, ‘Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.’ hükmünü amirdir.

17 Mayıs 2020 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gölcük Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gölcük Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.




Anket Gölcüksporlu İsmail Yüksek'in bonservisi ne kadar olmalı?